2015 Yılı Biterken

Sakin bir yapıya sahip olmadığım ve bu hayatta her şeyi takip etmeye çalışma, yeni şeyleri deneme hevesinden dolayı çok hareketli bir hayatım olduğunu söylebilirim. Arada bir durup dinlenmeyi özlemiyor muyum? Aslında baya baya özlüyorum fakat ne zaman dursam, hayatı kaçırıyormuş hissine kapılıyorum ki bu hissi hiç mi hiç sevmiyorum.
Fakat 2015 yılına şöyle bir dönüp bakıyorum da sanırım en hızlı geçen yılım oldu. Hayatımdaki radikal değişiklikler, gördüğüm yeni yerler ve ilk defa çalışmamanın tadını çıkarıyorum. 2015 yılını ilk 6 ay ve son 6 olmak üzere ikiye bölebilirim sanırım… Evlilik telaşı, iş stresi ve koşuşturmayla geçen ilk 6 ayından düğünle beraber bambaşka bir boyuta geçtiğim son 6 ay…Bu yıl yaşadığım en major değişiklik olarak evliliği söyleyebilirim… Tek başına iken bir gecede 2 kişi olmak sanırım şimdiye kadar yaşadığım en büyük değişiklik ( bundan bir sonraki değişiklik sanırım 3 kişi olmak olur ama şimdilik böyle iyi ).

Bir Psikiyatristin Gizli Defteri- Gary Small, Gigi Vorgan

photo1

Psikoloji bilimine olan bitmek bilmeyen ilgim, gerçek hikayelere olan merakımla birleşince ‘Bir psikiyatristin gizli defteri’ kitabı benim için çekim merkezi olmuştu.

Kitap raflarda yerini alır almaz kitapçıya koşarak gittim ve aynı gece büyük bir heyecanla başladım. Bugüne kadar bekletimin çok atlında kalan kitaplar olmasına rağmen bu kadar hayal kırıklığına uğradığım başka bir kitap hatırlamıyorum. Bir çok çocuk gibi ben de ‘ bir işe başladıysan bitireceksin’ mottosuyla büyütülmüş olmanın verdiği güçle sonuna kadar okumaya çalıştım fakat ilk defa başarılı olamadım.

İlk okumaya başladığımda çeviri olmasından dolayı yazım dilinin kötü olduğunu düşünmüştüm fakat ilerdikçe farkettim ki  kitap içerisinde yer alan vakalarda yazar tamamen yaklaşımını ve uyguladığı tedavi yöntemlerinden bahsederek okuyucuyu heyecanlandırmadığı gibi üstüne boğuyor. Bütün o tıbba terimler, gereksiz tasvirler ve laf kalabalığının arasında kaybolup gidiyorsunuz. Tamamını oku(ya)mamış olsam da okuduğum vakalar içerisinde bir kısmının ucu açık şekilde bıraktığını farkettim. Konunun orta yerinde belki çözüme ulaşacağını düşündüğüm anlarda kendimi bölümün bitip yeni bir vakanın başladığı sayfalarda buldum. Daha önce okuduğum psikoloji kitaplarında ya da doktorların anı kitaplarında yer alan vakaları düşününce bu kitabın kötü anlatımının yanında çok sıradan vakalara yer verdiğini de farkediyorsunuz.

Benim bütün bu olumsuz fikirlerime rağmen kitap bildiğim kadarıyla kitap bugüne kadar (25 Aralık 2014), 28. baskısını yaptı. Bunda kitabın adında geçen ‘gizli defteri’ ibaresinin önemi büyüktür. Kitabı okuduğunuzda bunun tam bir pazarlama yalanı olduğunu anlayacaksınız. Gizli kelimesinin insanı çeken bir yanı olduğunu itiraf etmeliyiz.

Kitap okuma sayısının çok düşük olduğu ülkemizde bu kadar baskı sayısını yine de bir başarı 🙂 Tebrik ederim

Bu kitapla iligli hayal kırıklığına uğrayan bir tek ben miyim yoksa benim gibi düşünenler var mı bilmiyorum, okuduysanız şayet sizin fikriniz nedir?

 

Alive or Just Breathing?

Alive or just breathing

Yaşıyor muyuz yoksa sadece nefes mi alıyoruz?

Saatler. günler, aylar geçiyor ve zaman içinde, biz farketmesk de, hayatımız dönemlere ayrılıyor.

Bazen akışına kaptırıyoruz hayatın ve sadece nefes alıp yapmamız gerekenleri yapıyoruz bazen de durup düşünüp,  daha derin nefesler alıp istediklerimizin peşinden gidiyoruz…

Yapmak istediklerimiz mi önemli yoksa sorumluluklarımız mı bilemiyoruz…

İkisinin arasında sıkışıp kalıyoruz…

Geçtiğimiz aylarda sanırım sadece nefes aldığım bir dönemdeydim. Blog yazmayı bu kadar isterken hep vakit bulamadığımdan şikayet etmemi bununla açıklayabiliyorum. Ne kadar haklıydı sebeplerim bilmiyorum ama hep bir bahane buldum… Okulum vardı, sınavlarım vardı, işim çoktu, kendi işimi kurmaya çalışıyordum ve bunun gibi daha bir sürü şeyi aynı anda yapmaya çalışıyordum… Sıralamaya devam etsem daha milyonlarca sebep sayabilirim.

Ama bütün bu işler söylemek istediklerime, yazmak istediklerime, çekmek istediklerime engellemedi… Bütün bu süre içerisinde hepsi içimde birikip durdu.

Baktım ki;

söylemek istediklerim giymek istediklerimden fazla…

Okuduğum kitaplarla ilgili fikirlerim kullanacağım aksesuarlardan fazla…

Gezdiğim yerler, tattıklarım, gördüklerim, hissettiklerim sahip olduğum ayakkabların sayısından fazla…

işte o zaman bir moda blogu yazmaktan vazgeçip burayı istediğim herşeyi paylaşabildiğim bir alana çevirmenin beni daha iyi ifade edeceğine karar verdim…

Bundan sonra burası benim oyun alanım 🙂

Daha sık görüşmek dileğiyle

xoxo

inci

 Scroll to top